Küçükken annemle babam elimden tutup tiyatroya götürürlerdi. Sadece götürürlerdi. Yanımda oturup benimle izlediklerini anımsayamam. Onlar dışarda oturmayı tercih ederlerdi. Bense yanında anne ve babası olanların yanına sokulup izlerdim. Çok severdim tiyatroya gitmeyi. Çıkınca bir heves anlatırdım içerde olup biten ne varsa. Sonra elime mısırı tutuşturup sinema salonuna sokarlardı. Sağolsunlar götürüyorlardı ya. Çoğu çocuk benim kadar şanslı olamıyordu. Götürecek kimsesi ya da gidebilcek maddiyatı olmayanlarda vardı. Bazılarıda aile boyu gelirdi. Hepsinin elinde patlamış mısırlar ve içecekleriyle. Adalet neredeydi peki? O zamandan sorgulamaya başlamıştım hayatı. Her şeyin içinde adaleti arardım. Bu yaşıma geldim ne yazık ki adaletin olduğu bir şeye rastlayamadım. Kötü biriydi adalet, kimsenin yanında olmazdı. "Herkes neden eşit değil, niye benim bisikletim var onun yok, onun şuyu var benim niye yok?" Sorularında aldığım cevap her zaman aynıydı: 'herkes eşit olsaydı insanlar neye şükredecek' derlerdi. Bu evreni yaratan kişi olsaydım herkesi eşit yaratırdım. Sonuçta açlıktan ölen birini görüp ona acıyıp halime şükretmek bana göre değildi. Şükretmem için bir başkası acı çekiyorsa, kalsın. Veya bacağı olmayan insanlar benim yürüyebiliyor oluşuma minnettar olabilmem için yaratılmış kimselerse ne adaleti görürüm ne eşitliği. İnsanoğlu eşit değildir; erkekle kadının da olmadığı gibi. Eşitlikten çok elitlik, elitlikten çok yoksulluk gördüm. Peki ya geriye kalan günahsızlar neye şükrediyordu? Burada eleştirdiğim şey şükretmek değil. Her yemekten sonra karnımın doyduğuna şükrederim. Ama onlar açken benim karnım doydu şükürler olsun diye değil. Herkesin karnı tok olsaydı yine şükretmeyi bilirdim.
Bazıları fazla şanslıydı bu hayatta. Sorgulamak yanlıştı. Neyi sorgularsan sorgula her şey mantıksız çıkıyordu. Dinle ilgili sorgulamam yasaktı mesela. 'Bir yasak meyve için mi bu kadar insan bunca acıyı çekiyor, bu dünyaya geliş sebebimiz tek bir meyvenin yenmesimiydi?' Diye sorularım olduğu zaman susturulurdum. Şışştt çok günah sus bakayım denirdi. Bir soru bile beni günahkar yapmaya yetiyordu. Oysa daha on dördünde bir kızdım o zamanlar. Ortaya atılan herşeye inanırdı insanoğlu. Sorgulamazdı. Alacağı cevaptan korkardı çoğu zaman. Sorgulamak nedir bilmezken yargılamak en iyi yaptığı şeydi.
İnsan olsun yeter derdi; insan olamamış kişiler. Her din, dil, ırk farklıydı lakin hepimiz insandık. Önemli olan insan olmamız değilmiydi? Değildi tabii. Alevi olduğu için insanların öldürüldüğü bir devirdeydik.
Sorgulayan insan düşünme yetisini kullanabilendir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder