30 Eylül 2013 Pazartesi

Mavi kadar.

Hergün yeniden başlıyordum. Eski benliğimden kurtulabilmem için değişmem gerektiğini düşünüyordum, yeni benlikler arıyordum. Dövme yaptırmıştım. Vücudumda bir değişiklik olmuştu, yaralarımın üstü onunla kapatılmıştı. Kapanmasada örtülmüştü belki de. Ne yapayım ölüyordum günden güne, sessizce. Hissettirmezdim kimseye. Erimiyor, şişiyordum. Yaralarım ödem yapmıştı; zamanla geçeceğine büyüyordu. Arkamda bıraktığım sadece günler vardı. Anılar bırakılmıyordu. Ben bıraksamda onlar beni bırakmıyordu.

Bir yaramıda saçımın arasında ki mavi boyalar örtüyordu şimdilerde. Biraz açığa veriyorlardı beni ama özgürlüğün rengiydi bana göre. Özgürlüğün bir rengi olsaydı maviyi seçerdi. Gökyüzü ve deniz seçmişlerdi rengini. Balıklar ve kuşlarda anlamışlardı özgürlüğün mavide olduğunu. Sonu yoktu onların özgürlüğünün. Özgürlüktü mavi, huzurdu. Huzur bulmak istediğimde gökyüzünü seçerdim. Kuşlarda gökyüzünü seçmişti ama bazıları o kadar da şanslı olamamıştı. Kafeslere kapatılıp uçmalarına engel olunmuştu. Kafes altından bile olsa neye yarardı ki uçamadıktan sonra. Bende böyleydim işte. Üstelik kafesim altından da değildi. Olmasında zaten kapısı açık olmadığı sürece ne fayda. Çırpındıkça düşüyordum, bir faydasıda yoktu çırpınışlarımın. Yoruyordu sadece. 
Denizi seçseydim ne fayda. O zaman da akvaryuma kapatılırdım. Doğamda vardı bir yerlere kitlenip özgürlüğümün elimden alınması. Seviyordum işte maviyi. 


  Bir gün birini sevdiğimde mavi kadar olmalıydı. Ne kadar çok sevdiğimi sorduğunda 'mavi' kadar diyebilmeliyim. Onun için saçımdaki bir renktir sadece. Bir tutam saç kadar sanar bilmez gökyüzü kadar, deniz kadar olduğunu. Bilmesinde zaten mavim olsun, uçsuz bucaksız sevdiğim olsun benim. Kalbi mavi olsun kocaman olsun. İstediğim gibi koşayım orda yeri geldiğinde oturayım. İlla bir yere kitleneceksem razıyım oraya kitleneyim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder