5 Kasım 2013 Salı

Sevgi kalıntıları

İnsanın en saf anı en kırgın olduğu anlardı. Ben hem kırgın hem de saftım. Tam zamanına denk getirmişti yani. 
Eksiktim en çok da muhtaç. Sevgiye açtım ben belki de susamış. Ama istiyordum.
İlk defa sevildiğimi hissetirmişti, ben sevmesem de olurdu. Sevmek kötüydü zaten, karşılığı olmuyordu hiç bir zaman. Sevilirken kıymet bilmek lazımdı. 
Bilmek ne kelime oturdum bir de sevdim baştan sona. En çok da en avunduğum en kıyamadığım kirpiklerini sevdim; marifetmiş gibi.
Dedim ya sevgi karşılıksızdı, o sevemedi benden sonra. Belki de sevmişti; o herkesi severdi zaten, marifet değildi onun için. Benim lügatım da sevgi farklıydı belki de sözlüklerimiz uyuşmadı.
Sevildiğimi sanarak aylarımı harcadım. Sonra o söylemese de hayat acı gerçeği vurmuştu yüzüme. Sevginin bittiği devirdeydik. Ağır gelmişti.
Küçücüktüm ama kimse düşünmemişti omuzlarımda ne kadar yük taşıyabileceğimi. Kirpiklerimden ne kadar yaş akıtabileceğimi de umursamamışlardı. Güçlüsün sen demekten başka bir şey yapmayan insanlar hiç sormuyordu nereye kadar diye.
Sormasınlar. Söylüyorum işte buraya kadar.
Herkes bilirdi ne çok sevdiğimi. Gerçi düşündüm de onlar da bilemez. Sevginin bittiği devirdeyiz, onlar yaşayamazlar... 
Akan yaşlar öyle ağırdı ki, düştüğü yeri bin parçaya ayırabilecek gibiydi. Birinin omzuna düşebilseydi eğer anlarlardı belki. Ama hep avuç içlerime akıp parmaklarımla silindiler. Peçete uzatan da yoktu zaten.Düşen bir damla; avuçlarımı paramparça etmeye yetecek kadarken onlara yetmedi, hıçkırıklara boğdular. Avuçlarım da yetmez oldu.
İnsan olamamışlara acizlikti ağlayışlarım. Oysa anlayamadılar sevgi getirmiştim devirlerine. Bir parça da olsa sevgi kalıntıları döküyordum yer yüzüne. 
En acizleri de o'ydu. Alışmak değil anlaşılmaktı niyetim. Bir gün bir masal anlattı bana, oysa bakıyorum da her günü bir masalmış. Nasıl sevdiysem dudağından akan zehirleri göremeyecek kadar kör olmuştum. İlk kez sevgiyi tatmıştım lakin mutlu olduğum tek bir günü anımsayamam. Her günüm ağlayışlarla, yalvarışlarla geçiyor dualara sığınıyordum. Sevmenin neresi güzeldi? Belki de yanlış insandı ama ilkti. O iliklerime kadar ilkliğini işlerken tırnaklarıyla kazımıştı sonumu. İlk ve sondu işte. Bir daha nasıl sevmemi bekleyebilirlerdi? İlk seferinde sonumu yazan sevgiydi, güvenebilir miydim bir daha. Ben sevgiye kanamam artık o da beni kanatamaz. Sevemem ben sevgi kötü, sevgi acı. Mutluluğa dair hiç bir şey yok artık. Masallar(ın)da kaldı.


"en acılarını tatmaktı ümit etmek, en acı çığlıkları duymaktı hayal etmek. sonra sen; önce en tatlı ardından; en ümit, en hayal."

1 Kasım 2013 Cuma

Boşversene mandalinayı

Yazasım bile gelmiyordu artık. Belki de yazamıyor, yazdığımı sanıyordum bunca zaman. İnsanlar ne düşünür diye yazmaktan bile çekinen, ismini gizleyendim. Ne kadar da saçmaydı, yazmak yasadışımıydı sanki. Hayallerimin peşinden koşmaktan yorulmuş olandım ben. Ne kadar koşsam da ulaşamıyor sonunda da pes ediyordum.

Belki de korkularımdı beni durduran. İnsan her şeyden önce kendine güvenmeliydi. O da yoktu ben de.
Kendimden çok insanlara güvenmeyi tercih etmiştim; onlar da gidince güvenebileceğim soyut şeyler kaldı, onlar da bana güvenemedi. 

Sadece yazmaya ara vermemiştim. Her şey veda etme isteği uyandırmıştı ben de. Yaşama da ara vermiştim -nefes alıp vermek dışında- Oysa yaşamdan ne istiyordum böyle boynunu sıkıp beni kurtar diye bağırmak istercesine. Öfkeliydim. Hiç sarıp sarmalamamıştı, küçücük bir kızın içinde yangınlar çıkartmaktan başka hiç bir işe yaramamıştı. 

Kaşınan yarayı kanatana kadar kaşıyor, sonra da acısını çekiyordum. Çekmesine çekiyordum ama o yara hiç kapanmıyor, kapansa da yerine yenileri açılıyordu. 
Başımı öne eğerek yürürdüm, acizlikten değil karıncıları ezme korkusundan. Anlayamadılar. Oysa mandalinanın kabuğunun rengi daha güzeldi içinden; ama kabuğunu yemezdim. Onlar kabukların meraklısıydı boşversene mandalinayı! Kabuğunun rengi ne kadar da güzel. 
**
Sıkıldım ben, kalkın gidelim artık yeterince çekmedik mi? Birileri Tanrı'ya söylemeli bu oyunun çok banelleştiğini. Doğmasın güneş o da çok gözümü yormaya başladı. Yıldızları da istemiyorum eskisi gibi parlak değiller. Ay'da çok ürkütücü olmaya başladı. Üflenecek ne varsa üflesinler hadi daha ne bekliyorlar hesaplaşılacak çok şey olmalı! 
Neyse yine duymuyor sesimi, meşgul olmalı. Oysa dinlemeliydi beni söyleyecek o kadar çok şeyim varken.